T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI Karaman İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü

Taşkale Halısı - Karaman

 
         Hediyelik Eşya
Deveciler katar katar/ Zincirleri suya katar/ Ayrılık ölümden beter/ Verme beni deveciye"
Taşkale, Karaman'dan elli kilometre uzaklıkta. Geçmişi, milattan sonra 2. yüzyıla kadar uzanıyor. Bir yandan çağın getirdiği yenilikleri yaşarken, diğer yandan geleneklerine ve geçmişine bağlı kalmayı başarmış.
Evleri, tahıl ambarları ve mağaralarıyla ünlü Taşkale.
Taşkale' liler, Karaman bölgesinin çok kaliteli yün veren koyunlarını besliyor. 15 Mayıs'tan başlayarak kırktıkları koyun yününü, derede yıkadıktan sonra elde eğirerek çile haline getirip boyuyorlar.
Bu yörenin en çok beğeni kazanmış rengi; ceviz kabuğundan elde edilen, tetir adı verilen bordo- kahverengidir.
Fadime Ana'nın elleri ceviz kabuğuna boyadığı ipleri sarmaktan simsiyah olmuş. Halı dokumak, halıyla iç içe yaşamak, Taşkale kadınlarının her yerine işlemiş. Bu cefakar eller; "ben ip boyarım, çile sararım, halı dokurum. Cevizi kaynatır; boya yaparım, halımın rengi hiç solmasın diye" diyor. Fadime Ana, ellerine işlemiş ceviz tetirine bir türkü yakmış, bir söylüyor, bir dokuyor.
"Cevizin yaprağı dal arasında/ Güzeli severler bağ arasında/ Üç beş güzel bir araya gelmişler/ Benim sevdiceğim yok arasında
Fadime Ana Özdemir; " Adım Fadime Ana Özdemir. Taşkale'de doğdum, otuz yıldır bu halı işiyle uğraşıyorum. Taşkale halısının özelliği; çok sağlam olur yani yıllarca eskimez. Kök boyası olduğu için rengini atmaz. Çok dayanıklı, iyi yani. Türkiye'de birinci Taşkale halısı. Kendimizin ihtiyacımız olan şeyleri, kendimiz dokur, evlerimize sereriz. Oğlu, kızı olan verir. Çeyizlik filan yapar, dokuruz, veririz. Olmazsa, ihtiyacımız olursa satarız. Kırmızı rengini, kök boyası var, yerlerden deşer, çıkarır, batırırız. Özellikle koyunlardan kırkılır. Yününü eğiririz, yıkarız, eğirdikten sonra kök boyasıyla her renkten istediğimiz renge, yapacağımız modele göre batırırız. Ondan sonra halıya başlarız. Boyaları, dağlardan, bahçelerden yani nerelerden bulabilirsek, renklerini ona göre toplar getiririz. Siyahı, cevizin tetiri olur, tetirine batırırız. Bu kırmızıları, kökboyası dediğimiz bir ot var, bahçelerden deşeriz, onu çıkarıverir, onunla batırırız. Bu sarıları, şu renkleri ceviz yaprağına batırırız. Mesela yeşiller var. Yeşilleri, yonca renginden, yoncayla kaynatırız. Rengini aldıktan sonra çıkarırız, ırmakta, derede yıkarız, yani rengi şey yapmasın, solmasın diye. Ondan sonra kuruturuz, halıya ileriz. Kuruduktan sonra böyle sararız. Keceveye takarız, işte böyle yumak halinde sararız, üzerimize takarız. Değilse, yani böyle takarsak, buradan kesip takarsak, hem ip öğülür hem de yani avar eder.
Gembelli dokuruz, böğrek göbek dokuruz, kaymakam halısı deriz bir tane model var, ondan yaparız. Goraş göbeği var, yani modellerimiz çok fazla.
Eskiden yani,büyüklerimiz , daha eskilerimiz varken ,ebe dede gibilerden; kaymakam gezmeye gelmiş, ona bir tane halı hediye etmişler, o modele kaymakam halısı demişler. Köyde yani bilmiyen yok. Genelde 7- 10 yaşında başlarlar, yediden yetmişe halı dokuyorlar. Halı bittikten sonra, keseriz, dışarıya sereriz, bir güzel arkasını önünü süpürürüz ,elimizin acısı çıksın diye şöyle uzun uzun bir yatarız. Ondan sonra da eve götürür, sereriz. Yani serilecek şeyse sereriz. Çeyizlik olaraktan olursa sermeyiz, top dürer koyarız."